İlişkide onaylanma ihtiyacı, kişinin değerli, sevilen, yeterli veya kabul edilen biri olduğundan emin olabilmek için partnerinin sözlerine, davranışlarına ve tepkilerine yoğun biçimde ihtiyaç duymasıdır. Sevilen kişiden takdir görmek ve ilişkinin güvende olduğunu hissetmek doğal bir beklentidir. Ancak kişinin kendisi hakkındaki değerlendirmesi büyük ölçüde partnerinden gelen ilgiye bağlı hâle geldiğinde, sıradan iletişim sorunları bile reddedilme veya terk edilme işareti gibi algılanabilir. Bu durum ilişkide kaygı, sık güvence isteme, davranışları fazla yorumlama ve kişisel sınırları geri plana atma gibi sonuçlara yol açabilir.
Onaylanma İhtiyacı Neden Ortaya Çıkar?
Onay arayışının tek bir nedeni yoktur. Çocukluk dönemindeki ilişkiler, geçmiş romantik deneyimler, kişinin kendilik algısı ve stresli yaşam olayları bu ihtiyacın şekillenmesinde rol oynayabilir. Özellikle sevgi ve kabulün belirli davranışlara bağlı olduğu deneyimlerde kişi, ilişkilerinde kabul görmek için karşı tarafın beklentilerine uyum sağlaması gerektiğini öğrenebilir.

Düşük öz değer algısı da partnerin değerlendirmelerini kişinin kendi değerlendirmesinden daha belirleyici hâle getirebilir. Örneğin kişi yaptığı bir seçimden memnun olsa bile partnerinin aynı seçimi beğenmemesi durumunda kararını sorgulamaya başlayabilir. Buradaki temel güçlük fikir ayrılığı yaşanması değil, farklı bir görüşün kişinin kendi değerine yönelik olumsuz bir mesaj şeklinde yorumlanmasıdır.
Geçmişte aldatılma, ani ayrılık, tutarsız ilgi veya yoğun eleştiriyle karşılaşmış kişiler yeni ilişkilerde belirsizliğe karşı daha hassas davranabilir. Partnerin birkaç saat mesaj göndermemesi, yorgun görünmesi ya da kısa cevap vermesi gerçekte ilişkiyle bağlantılı olmayabileceği hâlde tehdit olarak algılanabilir.
İlişkide Onaylanma İhtiyacı Nasıl Anlaşılır?
İlişkide onaylanma ihtiyacı her zaman açık biçimde “Beni seviyor musun?” diye sormak şeklinde görülmez. Bazen kişinin davranışlarını partnerinin muhtemel tepkisine göre düzenlemesi, kendi düşüncelerini söylemekten kaçınması veya küçük değişikliklerden yoğun anlam çıkarması biçiminde ortaya çıkar. Tek bir davranıştan hareketle değerlendirme yapmak yerine davranışın sıklığına, yoğunluğuna ve günlük yaşam üzerindeki etkisine bakmak daha işlevseldir.
Aşağıdaki durumlar sürekli tekrar ediyor ve ilişkinizde belirgin kaygı yaratıyorsa onay arayışının güçlü hâle geldiğini gösterebilir:
- Partnerinizin sevgisinden emin olmak için sık sık aynı konuda güvence istemek geçici rahatlama sağlasa da kaygının tekrar ortaya çıkmasına neden olabilir.
- Partnerinizin mesaj süresi, ses tonu veya yüz ifadesindeki küçük değişiklikleri ilişkinin geleceğine ilişkin bir işaret olarak yorumlamak zihinsel yükü artırabilir.
- Tartışma çıkmasını önlemek amacıyla istemediğiniz durumlara sürekli evet demek kişisel sınırlarınızın zamanla belirsizleşmesine yol açabilir.
- Kendi kararınızı yeterli bulabilmek için partnerinizin mutlaka olumlu görüş bildirmesini beklemek bağımsız karar verme becerinizi zayıflatabilir.
- Partnerinizin ilgisinin başka bir kişiye veya etkinliğe yönelmesini değersizleşme olarak değerlendirmek kıskançlık ve kontrol davranışlarını artırabilir.
Sürekli Onay Aramak İlişkiyi Nasıl Etkiler?
Onay istemek kısa süreli rahatlatıcı olabilir. Partner “Seni seviyorum, hiçbir sorun yok” dediğinde kaygı azalabilir. Fakat kişi kendi iç değerlendirmesini geliştirmediğinde benzer bir belirsizlik yeniden ortaya çıktığında tekrar güvenceye ihtiyaç duyabilir. Böylece rahatlama sağlayan davranış zaman içinde tekrarlanan bir döngüye dönüşebilir.
Bu döngü partnerler arasındaki iletişimi de etkileyebilir. Bir taraf sık sık ilişkinin güvende olduğuna ilişkin kanıt ararken diğer taraf sürekli açıklama yapmak zorunda kaldığını hissedebilir. Ardından ortaya çıkan yorulma veya geri çekilme, onay bekleyen kişi tarafından “Artık benimle ilgilenmiyor” şeklinde yorumlanabilir. Başlangıçtaki kaygı böylece ilişki içindeki davranışları gerçekten değiştirmeye başlayabilir.
Kişinin kendi isteklerinden sürekli vazgeçmesi de ayrı bir risktir. Partnerin beğenisini kaybetmemek için arkadaşlık ilişkilerinden, kişisel tercihlerden veya sınırlarından vazgeçmek ilk aşamada çatışmayı azaltıyor gibi görünebilir. Uzun vadede ise kişinin ilişkide kendisini ifade etmekte zorlanmasına, birikmiş öfkeye ve karşılıklı beklentilerin gerçekçi olmayan biçimde şekillenmesine neden olabilir.
Onaylanma İhtiyacını Yönetmek İçin Neler Yapılabilir?
İlk adımlardan biri, onay isteme davranışından hemen önce ortaya çıkan düşünceyi fark etmektir. Partnerinizden kısa bir mesaj aldığınızda zihniniz doğrudan “Bana kızgın” veya “Benden uzaklaşıyor” sonucuna gidiyorsa, yorum ile doğrulanmış bilgiyi birbirinden ayırmak yararlı olabilir. “Şu anda bildiğim gerçek nedir, benim eklediğim anlam nedir?” sorusu otomatik çıkarımları değerlendirmeyi kolaylaştırabilir.
Kendi kararlarınızda küçük alanlar oluşturmak da dış onaya bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilir. Ne giyeceğiniz, boş zamanınızı nasıl değerlendireceğiniz veya hangi kişisel hedefe öncelik vereceğiniz gibi konularda önce kendi görüşünüzü belirlemek, daha sonra partnerinizin düşüncesini ayrı bir görüş olarak değerlendirmek mümkündür.
İletişimde güvence talebi ile ihtiyaç paylaşımı arasındaki fark da dikkate alınmalıdır. Sürekli “Beni hâlâ seviyor musun?” diye sormak yerine belirli bir durumu ve yarattığı duyguyu ifade etmek daha açık bir iletişim sağlayabilir. Örneğin partnerinizin son birkaç gündür daha az iletişim kurması sizi kaygılandırıyorsa, davranışı suçlayıcı biçimde yorumlamak yerine değişikliği fark ettiğinizi ve bunun hakkında konuşmak istediğinizi belirtmek daha sağlıklı bir zemin oluşturabilir.
Ne Zaman Psikolog Desteği Değerlendirilmelidir?
İlişkide onaylanma ihtiyacı zaman zaman ortaya çıktığında tek başına psikolojik bir sorun anlamına gelmez. Ancak kaygı günlük yaşamı etkiliyor, kişinin sınır koymasını zorlaştırıyor, sürekli kontrol veya güvence arama davranışlarına neden oluyor ya da ilişkide tekrarlanan çatışmalar oluşturuyorsa bir psikologla görüşmek değerlendirilebilir.
Psikolojik görüşmelerde amaç partnerden tamamen bağımsız veya hiçbir güvenceye ihtiyaç duymayan bir kişi hâline gelmek değildir. Daha gerçekçi hedef; kişinin kendi duygularını tanıyabilmesi, belirsizliği daha sağlıklı biçimde yönetebilmesi, otomatik düşüncelerini değerlendirebilmesi ve öz değerini yalnızca karşı tarafın tepkilerine bağlamadan ilişki kurabilmesidir.
Destek alınacak psikoloğu seçerken mesleki eğitim, çalışma alanı ve kullanılan terapi yaklaşımı incelenebilir. Özellikle ilişki sorunları, bağlanma örüntüleri, öz değer problemleri veya yoğun kaygı üzerinde çalışan bir uzmana başvurmak görüşmelerin ihtiyaca uygun biçimde yapılandırılmasına yardımcı olabilir. Onay arayışı nedeniyle kişinin sosyal yaşamı belirgin biçimde daralıyor, ayrılık düşüncesi yoğun korku yaratıyor veya ilişkiyi korumak adına istemediği davranışlara razı olması sıklaşıyorsa destek aramak için sorunun daha ağır hâle gelmesini beklemek gerekli değildir.
Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.